Hürriyet

8 Kasım 2012 Perşembe

Kırmızı Et terbiye yöntemi...


Eti pişirmeden önce yumuşak olması için bir gece önceden soğan suyuna yatırmanız gerekmektedir...
Örneğin 1kg et için 3 orta boy soğanın suyu yeterli olacaktır. Soğanları rendeleyip veya küp küp doğrayıp suyunu sıkabilirisiniz.

Soğan suyunun içine biraz zeytinyağı ilave etmeyi de unutmayın... İsterseniz içine kekik, defne yaprağı gibi baharatlar ekleyip lezzetlendirebilirsiniz.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Sağ Beyin - Sol Beyin

BEYNİNİZİN HANGİ TARAFI DAHA ÇOK ÇALIŞIYOR?

Beyin, iki parçadan oluşur. Biyolojik olarak birbirine benzeyen bu parçalar bir köprü ile birbirine bağlıdır. Bu köprü, iki parça arasında bilgi akışını sağlar. İki parça, görevleri açısından farklıdır.

1- Sol beyin: Beynin sağ tarafının hareketlerini yönetir. Anahtarı kelimelerdir. Mantık merkezi denilebilir. Bunun için beynin sol bölümüne, mantıksal ...sol beyin demek yanlış olmaz. Bütüne değil parçaya yoğunlaşır. Adım adım öğrenir ve sonucu kendisi için olumlu değerlendirir.

Sol beynin anahtarı kelimelerdir. Sözcükler, mantık, sayılar, ardışıklık, çizgisellik, analiz, listeleme konularını yönetir. Eğitimde bilgi, yabancı dil, tarih, edebiyat ve matematik, sol beyni gerektirir. Bu yüzden bu konularla ilgili yapılan çalışmalarda sol beyin çalıştırılır.

2- Sağ beyin: Beynin sol tarafını yönetir. Yani, insan beyninin sol tarafına felç geldiğinde sağı, sağ tarafına felç geldiğinde solu hareket edemez. Sağ beyin, dili en çarpıcı, ince tanımlama ve sembollerle, mantıksal değil, duyusal ayrıntılarla inceler. Karmaşık ve zor soruları veya olayları bütün olarak kavrar ve çözer. Parça üstünde adım adım yoğunlaşmaz. Duyusal işaretleri değerlendiren sağ yan, korku, endişe ve heyecanı da yoğun yaşar.

Sağ beynin anahtarı görüntülerdir. Sağ beyini gelişmiş olanlar, yaratıcılık, ritm, uzman bilinci, hayal gücü, hayal kurma, renk ve boyutta daha iyidirler. Sanat, spor, sosyal etkinlikler, folklor, tiyatro, şiir gibi hayal gücü ve yetenek isteyen tüm etkinlikler, sağ beyni çalıştırır ve geliştirir. Sağ beyni geliştirmek için, günde birkaç dakikalık egzersiz yeterli olacaktır. Bunun için:
Beynin sol ve sağ yanının eşit çalışması, doğru olanıdır. Ancak, okullarda verilen eğitim sol beyin ağırlıklı olduğu için, sağ beynin görevini de sol beyin üstlenir. Bu da, kişilerde performansın düşmesine neden olur. Beyninizin sağ veya sol yanlarından biri farklı çalışıyorsa, mesleğinizi ona göre seçin. Başarının yanısıra mutlu da olun. Daha az çalışan diğer yanı geliştirmek için, egzersiz yapmayı unutmayın.

Aşağıdaki testi yaparak sağ veya sol beyin ağırlıklı olup olmadığını bulabilirsiniz.

1) Kendinizi sosyal yaşamda girişken biri olarak tanımlayabilir misiniz?

a) Pek girişken olduğum söylenemez
b) Genelde öyleyimdir

2) Hangi spor dalını tercih edersiniz?

a) Yalnız yapılan koşu, yürüyüş, duvar tenisi, yüzme gibi
b) Takım halinde yapılan futbol, voleybol veya bir başkasıyla yapılan her türlü spor

3) Gördüğünüz rüyayı net ve canlı olarak hatırlıyor musunuz?

a) Nadir veya asla rüya görmem
b) Çoğu zaman

4) Konuşurken

a) Beden dilini hemen hemen hiç kullanmam
b) Beden dilini çok kullanırım

5) Konuşurken

a) Konuşurken yüzümden hiçbir şey anlaşılmaz
b) Mimiklerimi çok kullanır. Konuşmadığımda bile ne demek istediğim yüzümden anlaşılır

6) Gelecekle veya geçmişle ilgili olayları hayal etmekten

a) Hayal kurmayı sevmem
b) Hoşlanırım

7) Ders dışında ki sosyal yaşamda

a) Kitap okumak dışında herhangi bir etkinliği izlemem bile
b) Çok hareketliyimdir. Çeşitli etkinliklere katılır veya çeşitli etkinlikleri izlerim

8) Adres bulurken

a) Cadde ve sokak isimlerini bilirim
b) Cadde ve sokak isimlerini bilmem ama bildiğim yerleri kullanarak ya da gördüklerimi anımsayarak adres bulurum

9) Gördüğünüz insanların

a) İsmini hatırlarım
b) Yüzünü hatırlarım

10) Ellerinizi birleştirin. Sağ baş parmağınız

a) Altta mı?
b) Üstte mi?

11) Elinizi ileri uzatın, işaret parmağınızla ileriyi gösterin. Parmağınızın ucuna doğru; bir sol, bir sağ gözünüzü kapatarak bakın. Parmağınız hangi gözünüzü kapattığınızda yer değiştirdi?

a) Sağ gözünü kapatınca yer değiştirdi
b) Sol gözünü kapatınca yer değiştirdi

12) Yaşadığınız heyecanlı bir olayı anlatırken

a) Heyecanımda ve ses tonumda iniş ve çıkışlar pek olmaz
b) Aynı heyecanı karşımdakilere de yaşatırım ve yaşarım

Not: A’lar B’lerden fazla ise sol beyin daha hakim
B’er A’lardan fazla ise sağ beyin hakim

1 Kasım 2012 Perşembe

Safranbolu gezmesi...

Burada Safranbolu evlerini yazmayacağım :) herhalde ne kadar güzel olduklarını bilmeyenimiz yoktur. Safranbolu ya gittiğinizde yapmanız gereken şeyleri paylaşmak istiyorum sizinle, tabi ki yine yeme ve içme üzerine ağırlıklı olarak...

Arasta boncuk kahvesine gidile!!! Orada boncuk kahve diye asma altında otantik bir kahve var, kahveyi resimde gördüğünüz gibi pişirip ikram ediyorlar... mutlaka için
Yemek olarak etli yaprak dolmasından çok zevk almasam da (söylemesi ayıp kayınvalidem bu konuda daha başarılı ) gözlemesi bir harikaydı...

Yemeğin yanında;
Ev yapımı olarak hazırladıkları bu karadut şurubunu şiddetle tavsiye ederim... Sunumları da bir harika, çalışan personelde aileden biri evlerine ziyarete gelmiş gibi sevecen bir şekilde sizi ağırlıyorlar.

Yediğim et ve benzeri şeylerden çok keyif almadığım için burada bahsetmek istemiyorum, daha çok otantik yemeklerini tavsiye ediyorum :)

Eee Safranbolu ya gitmişken lokum alınmadan dönülmez dimi, Ben biraz araştırdım hatta tek tek tattıktan sonra ZARİFTAT LOKUMCUSU nun en iyisi olduğuna karar verip aldım. Safranlı ve incirli lokumları bir harika ve çok taze idiler ailecek keyifle yedik...
Safanboludan ayrılmadan önce 8km mesafede olan yörük köyünü de ziyaret etmenizi önereceğim , bozulmadan kalmış önemli yerleşimlerden biri, yukarıdaki resimde yörük kahvesinden...
Kahvenin içindeki düvenden yaptıkları bu masa ise çok ilgimi çekti... kırılmış bantlanmış ama bir mimarın eli deyecek olsa muhteşem bir sonuç çıkabilir bence ...

Gezerken rastladığım yörüklerin soy kütüğünü de eklemeden geçemeyeceğim...


Yörük köyü yol ayrımında dipsiz göl tabelasını göreceksiniz bir girip çay içmeden çıkmayın derim, Ben güzel bir kare yakalayamadığım için netten bulduğum bir resmini paylaştım...

31 Ekim 2012 Çarşamba

Amasradan enterasan kareler :)

Amasrada gördüğüm ilginç çiçek saksılarını paylaşmak istedim gerçekten sıradışı, portakal sıkacagı, ayakkabı, elektirikli süpürge :) bu karelerden birinide safranbolunun yörük köyünde rasladım onuda safranbolu yazımda görebilirsiniz :)

haaa birde köçekleriyle ünlüymüş amasra yazmadan geçemiyeceğim... biri bizi buldu :) valla ne yalan söylüyeyim gercekten iyi kıvırtıyordu...

30 Ekim 2012 Salı

Amasra , CANLI BALIK

Bayram tatilini fırsat bilip Amasra ve Safranbolu kaçamağı yaptık, Amasra ya giderken hayalimde tabi ki balık yemek vardı ama bu kadar lezzetli olcağını hayal bile edememiştim :) Her öğünümü balık yiyerek geçirdim desem yalan olmaz...


Canlı balık (Mustafa amcanın yeri) Yörenin meşhur balıkçısıymış, oraya vardığımızda öğrendim.
Rezervasyonsuz gidildiğinde yer bulmak gerçekten mümkün değil. Yanında sağında solunda bir sürü balık restoranı olmasına rağmen onlar boşken Canlı balıkta yer kuyruğu olması da inanılmaz birşey. Yediklerimize gelince ;
Bizi güzel bir amasra salatası karşıladı, hem sunumu hemde lezzeti muhteşemdi, salatanın içine turşunun yakışacağını hiç düşünmezdim ama bundan sonra evdeki salatalarımda da deneyeceğim :)


 Hamsi ve kalamar siziii hammm yaparım, her ikisi de çok lezzetliydi, buranın meşhur balığı mezgit tava imiş ama biz hamsi, lüfer ve tekir tercih ettik hepsi birbirinden lezzetli ve taze geldi...
ve üzerine tatlı olarak ikramları ballı manda yoğurdu...




23 Ekim 2012 Salı

Yaşamlarını sevmeyen insanlar işlerini hayatları haline getirir...

Bu kareyi gördüğümde tek bişey geldi aklıma beni yakından tanıyanlar ne demek istediğimi anlayacaklardır :) Ha bide işlerini köşe başındaki aile bakkalına çevirenleride unutmamak lazım , sen eve gidemiyorsannn aileni işe getir :)))))

Eldivenden ayıcık yapımı...







11 Ekim 2012 Perşembe

PARALEL EVRENLER (Brandmaillife ekim sayısından alınmıstır...)

Paralel Evrenler:
Gerçek mi Yoksa Bilim Kurgu mu?   
İçinde bir başka 'siz'in farklı gerçeklikler yaşadığı, çok sayıda paralel evrenden oluşan bir kainat düşünün. Bu evrenlerden her birinin kendi fizik kurallarına sahip olduğunu hayal edin... Gerçekleşmesi imkansız bir bilim kurgu filmi gibi mi görünüyor? Ya gerçekten doğruysa...
Yazı: Ceren Öztuna        
Kendimizi son derece çaresiz hissettiğimiz anlarda, olayların tam tersi yönde işlediği bir evrenler bütünü fikri, aslında kulağa oldukça hoş geliyor. İşte bu nedenle günümüzde pek çok kişi henüz gerçekliği tam olarak kanıtlanamamış bu teoriye inanıyor. Öyle ki bu konu çok sayıda filme, diziye ve kitaba ilham verdi ve vermeye de devam ediyor. Yıllar boyunca paralel evren fikri üzerine kalem oynatan çok sayıda bilim kurgu yazarıyla tanıştık. Oysa paralel evren teorisinin bilimsel temelini kanıtlamaya çalışan bilim insanlarının sayısı hiç de az değil. Hatta Paralel Evrenler kavramına ilk el atan kişinin Albert Einstein olduğu düşünülürse, bu felsefenin uzun zamandır bilim dünyasının kafasını kurcaladığı bir gerçek.

Einstein-Rosen Köprüsü

Einstein'in yer çekimi, uzay ve zaman kavramlarını ele alan Genel Görelilik teorisinde paralel evrenleri birbirine bağlayan ''köprü''lerden söz ediliyordu. Einstein'in teorisine göre birbirine değmeyen bu evrenler, aslında kara delikler aracılığıyla birbirine bağlanıyordu. Üç boyutlu evrenimizde bu türden çok sayıda karadelik tüneli bulunduğunu vurgulayan Einstein, aynı zamanda bu tünellerin dördüncü boyuta açıldığına da inanıyordu. İşte çoğu bilim kurgu yazarının hikayelerinde yer alarak, uzay yolcularının diğer evrenlere geçmelerine izin veren, Kontak filminden de tanıdığımız ünlü ''Einstein-Rosen'' köprüsü, Einstein'in karadelik kuramı sonucu ortaya çıkmıştı.



Kuantum Etkisi

Tabii Einstein'in ortaya attığı fikirler ilerleyen yıllarda birçok kişinin bu alana ilgi duymasına ve yönelmesine neden oldu. Bunlardan biri de Princeton Üniversitesi öğrencisi Hugh Everett III idi. Everett'in 1954 yılında geliştirdiği Çoklu Evren fikri, çok sayıda kuantum fizikçisinin konu üzerinde çalışmasına vesile oldu. Everett bizimkine benzeyen ve yaşadığımız evrenle bağlantılı çok sayıda paralel evren olduğuna inanıyor; yaşadıklarımızın diğerlerinde farklı sonuçlara sebep olabileceğini savunuyordu. Hatta Everett'e göre yaşadığımız dünyada soyu tükenen türlerin, diğerlerinde evrimlerini tamamlayarak yaşamaları da ihtimal dahilindeydi. O yıllarda bu fikrin gerçekdışı ve komik olduğunu, hatta Everett gibi genç ve geleceği parlak bir fizikçinin böyle bir teoriyle kariyerini riske attığını düşünenler kesinlikle olmuştur. Fakat genç fizikçi aslında teorisini son derece bilimsel bir temele, kuantum fiziğine dayandırıyordu. Everett'in 'çoklu dünya' tanımı ilerleyen yıllarda bilim dünyasında geliştirilerek, 'alternatif evrenler' ya da 'paralel dünyalar' tanımlamalarıyla birlikte kullanıldı.

Paralel Evren Düzeyi


Konuya ilgi duyan bir başka isim de ünlü kozmolog Max Tegmark oldu. Tegmark, başka evrenlerin varlığının kozmolojik gözlemlerle doğrudan ilişkili olduğunu savunarak, ortaya çıkan bilimsel tanımlamalardan 'paralel evren düzeyleri' adını verdiği bir sınıflama oluşturdu.

Bu sınıflamaya göre 'açık çoklu evren' olarak adlandırılan ilk düzeyde, sonsuz büyüklükteki uzay boşluğunda tıpkı Dünya'ya benzeyen başka gezegenlerin var olabileceği ve bunlardan bazılarında -basitçe açıklamak gerekirse - olayların tıpkı Dünya'daki gibi gerçekleşeceği varsayılıyor. Fakat kozmik vizyonumuz, ışık hızıyla sınırlı olduğu için diğer evrenleri görebilmemize imkan yok.

Andre Linde'nin köpük kuramına dayanan ikinci düzeydeyse, kaotik genişleme nedeniyle biz ve diğer evrenler arasındaki boşluğun ışık hızından daha hızlı bir şekilde genişlediği; bu nedenle öteki canlı alanların başka boyut ve parçacık tanımları olabileceği düşünülüyor.

Kuantum mekaniği kuralları çerçevesinde geliştirilen üçüncü düzey konuya farklı bir açıdan yaklaşarak, birbirine tıpatıp benzeyen çoklu evrenlerin farklı hallerde var olabileceğini savunuyor. Fakat şu an Hugh Everett'in tanımlamasının dahil olduğu bu düzey, paralel evrenlerin en çelişkili ifadesi olarak kabul ediliyor.

Stephen Hawking'in ''M-teorisi'' nin yer aldığı dördüncü düzey ise 'mükemmel birlik' kuramı adını alıyor ve matematiksel doğrulukların önemine dayanıyor. Hawking'in insan aklının nihai zaferi olarak tanımladığı bu teori aynı zamanda tüm teorilerin anası olarak kabul ediliyor ve ''M'' harfiyle (magic, mysterious, mother) açıklanıyor.

Her Şeyin Teorisi

Stephen Hawking'in içinde eşizlerimizin olduğu fantastik bir ''hiper uzay'' ın kapılarını açan evren teorisine göre biz burada yaşantımızı sürdürürken, başka ihtimaller dahilinde diğer evrenlerde var olabiliriz. Yani siz bu yazıyı okurken, eşizleriniz bu yazıyı okumaktan vazgeçip, mutfağa bir şeyler atıştırmaya gitmiş ya da tıpkı sizin gibi bu
yazıyı okumaya devam ediyor olabilirler. Bir başka deyişle yaşadığımız evrenin ilk ve tek evren olmadığı gerçeğiyle karşı karşıyayız ve Hawking de bu durumu şu sözlerle açıklıyor: ''Görülebilir evrenimizin dışında, eşizlerimizin olduğu, iç içe geçmiş sonsuz sayıda evrenler var.'' Kısacası gerçekten iç içe geçmiş, birbirini şekillendiren ve birbirine paralel çok sayıda evrenin olduğu sonsuz bir uzayın minik bir kesitinde yaşıyor olabiliriz. Hawking'e göre evrende var olan 11 boyutun algılanamamasının en büyük sebebi, Büyük Patlama'dan sonra, üç tane uzaysal boyut (uzunluk, genişlik, yükseklik) dışında kalan yedi boyutun konumlarını değiştirmeden, sarılı biçimde kalması. Oysa bu yedi boyutlu yumak, aslında evrenin her noktasında mevcut. Hawking'in M teorisi ise evrenin iki boyutlu bran'larla kaplı olduğu fikrine dayanıyor. Tıpkı frizbi plakları gibi hiper uzay içinde oradan oraya uçan bu üç boyutlu branlar, farkında olmadan dört ya da beş boyutlu bir uzaya girebiliyorlar.

Bu da şu anlama geliyor: Aslında üç boyutlu dünyamızda gerçekleşen her şey, belki daha yüksek boyutlu bir dünyanın ürünü. Belki de biz ölümlüler sadece paralel bir dünyanın zavallı yansımalarından ibaretiz. Tıpkı bir bilgisayar oyunu için geliştirilmiş oyuncular gibi... Hatta belki de Hawking'e eşlik eden evrenbilimci Alexander Vilekin'in söylediği gibi uzayda gerçekten de Elvis Presley'nin hala yaşadığı paralel evrenler olabilir.

Sonuç olarak bu teorilerin çoğu, oldukça sağlam bilimsel temellere dayanıyor olsalar bile henüz kesinleşmiş bir bulgudan söz etmek imkansız. Belki de hepimiz tıpkı Matrix'in Neo'su gibi sadece zihnimizin tezahürü olan sanal bir dünyada yaşıyoruz. Kim bilir?...http://www.brandmaillive.com/2012/10/sayi_57/paralelevren.html
     
 
  

Müziği görebilirsiniz...

Brandmaillive dan alınmıstır...

http://www.brandmaillive.com/2012/10/sayi_57/muziginfotografi.html

Dünya Değişiyor... Bildiğiniz Herşeyi Unutun...
Müziği Görebilirsiniz
Müziği görünür kılan; Cymascope... Eğer gözlerimiz müziği görebilseydi; onun dalgalanmalardan çok balonsu, muhteşem hologramatik ve parıldayan motiflerden oluşan bir görüntüsü olduğunu görebilirdik. Artık bu mümkün... Cymascope makinasıyla müziği, sesleri ve tınıları görüntüleyebiliyoruz. Cymascope sayesinde elde ettiğimiz görüntü; küre görünümü bir anda ortaya çıkıyor; armonik sesli kemanın çıkardığı müthiş karmaşık ve fantastik görüntüsünün fotoğrafı...
Yazı: Pınar Efe
"Cymatics" ses ve titreşimleri görünür kılan bilim dalı... NASA'nın da gezegenlerin seslerini dinlemede kullandığı "Cyma Scope" tınıları görüntülüyor.

Yüzyıllardır müzikolojistler ve bilim adamları ses titreşimleriyle sıvılarla, kumla farklı araçlarla değisik deneyler yaptı, fakat yeni buluş cymascope keşfi devrim yaptı. Aslında ilk Cymatik kumlarla yaptığı deneylerle bilinen kişi Leonardo da Vinci idi. O günden bugüne pekçok uzman ve bilimadamı bu konu üzerine araştırmalar yaptı ise de "Cymatik" araştırmalarını günümüz teknolojisine taşıyan ve günümüzde yeni bir çığır açan "sound-made-visible- konseptini geliştiren ve bilimselliğini kanıtlayan iki bilim adamı var. Cymascope bulusun mimarları, İngiliz Akustik Mühendisi John Stuart Reid ve Amerikalı araştırmacı müzik adamı Erik Larson sayesinde artık ses ve titreşimleri görsel olarak tanıtabileceğiz.



İlk çalışmalara 2002'de başlayan John Stuard ve Erik Larson ekibi deneyleriyle halen bu yeni bilim aracını geliştirme çalışmalarına devam ediyorlar.

Deney aracını basit bir şekilde ifade edersek; Bir çesit kova içine doldurulmuş extra saf arıtılmış su ve üzerinde kauçuktan yapılma süzgeç niteliğinde bir zar var.

Müziği başlattığımızda Cymascope aletinin üzerinde müziğin görüntüsü beliriyor ve fotoğraflıyoruz. Düşük frekanslardan yüksek frekanslara geçişin işitsel tayfı suyun alt ve üst kısmında 3D küreye benzer bir görüntüye sahip oluyor.

Hala gelişim içinde olan bu teknolojiyle Pink Floyd'un "Welcome to Machine" adlı parçası objektiflendi. Müziğin görüntülerini izleyebilirsiniz.

Cymascope insan seslerini de fotoğraflıyor... Her insanın sesi ayrı görüntü veriyor. Cymascope her bir kişinin vücut kimyasına eş değer sesini kendine ait küresel geometrik şekillerle kendini gösteriyor. Benzersiz bir görüntü ortaya çıkıyor, aynı parmak izi gibi... Cymascope 2010 yılından beri NASA araştırmalarında gezegenlerin seslerini dinlemede kullanılıyor. Aynı zamanda National Geographic Cymascope'u yunusların seslerini ve dillerini anlamak ile ilgili araştırmalar yapıyor.


Dünya Değişiyor... Bildiğiniz Herşeyi Unutun...
Müziği Görebilirsiniz
Müziği görünür kılan; Cymascope... Eğer gözlerimiz müziği görebilseydi; onun dalgalanmalardan çok balonsu, muhteşem hologramatik ve parıldayan motiflerden oluşan bir görüntüsü olduğunu görebilirdik. Artık bu mümkün... Cymascope makinasıyla müziği, sesleri ve tınıları görüntüleyebiliyoruz. Cymascope sayesinde elde ettiğimiz görüntü; küre görünümü bir anda ortaya çıkıyor; armonik sesli kemanın çıkardığı müthiş karmaşık ve fantastik görüntüsünün fotoğrafı...
Yazı: Pınar Efe
"Cymatics" ses ve titreşimleri görünür kılan bilim dalı... NASA'nın da gezegenlerin seslerini dinlemede kullandığı "Cyma Scope" tınıları görüntülüyor.

Yüzyıllardır müzikolojistler ve bilim adamları ses titreşimleriyle sıvılarla, kumla farklı araçlarla değisik deneyler yaptı, fakat yeni buluş cymascope keşfi devrim yaptı. Aslında ilk Cymatik kumlarla yaptığı deneylerle bilinen kişi Leonardo da Vinci idi. O günden bugüne pekçok uzman ve bilimadamı bu konu üzerine araştırmalar yaptı ise de "Cymatik" araştırmalarını günümüz teknolojisine taşıyan ve günümüzde yeni bir çığır açan "sound-made-visible- konseptini geliştiren ve bilimselliğini kanıtlayan iki bilim adamı var. Cymascope bulusun mimarları, İngiliz Akustik Mühendisi John Stuart Reid ve Amerikalı araştırmacı müzik adamı Erik Larson sayesinde artık ses ve titreşimleri görsel olarak tanıtabileceğiz.



İlk çalışmalara 2002'de başlayan John Stuard ve Erik Larson ekibi deneyleriyle halen bu yeni bilim aracını geliştirme çalışmalarına devam ediyorlar.

Deney aracını basit bir şekilde ifade edersek; Bir çesit kova içine doldurulmuş extra saf arıtılmış su ve üzerinde kauçuktan yapılma süzgeç niteliğinde bir zar var.

Müziği başlattığımızda Cymascope aletinin üzerinde müziğin görüntüsü beliriyor ve fotoğraflıyoruz. Düşük frekanslardan yüksek frekanslara geçişin işitsel tayfı suyun alt ve üst kısmında 3D küreye benzer bir görüntüye sahip oluyor.

Hala gelişim içinde olan bu teknolojiyle Pink Floyd'un "Welcome to Machine" adlı parçası objektiflendi. Müziğin görüntülerini izleyebilirsiniz.

Cymascope insan seslerini de fotoğraflıyor... Her insanın sesi ayrı görüntü veriyor. Cymascope her bir kişinin vücut kimyasına eş değer sesini kendine ait küresel geometrik şekillerle kendini gösteriyor. Benzersiz bir görüntü ortaya çıkıyor, aynı parmak izi gibi... Cymascope 2010 yılından beri NASA araştırmalarında gezegenlerin seslerini dinlemede kullanılıyor. Aynı zamanda National Geographic Cymascope'u yunusların seslerini ve dillerini anlamak ile ilgili araştırmalar yapıyor.
12 Piyano Tuşu

12 piyano tuşunun yani notalarının çıkardığı ses ilk kez görüntülendi! Piyano çalınırken notalarını görüntüleyebilen yeni cihaz CymaScope yeni bir fizik dalı mı oluşturuyor? Akustik fizik, Cymascope aletinin çıkardığı görüntüler, fotoğraflarla karelendiriliyor. Yeni Zelandalı Grafik Sanatçısı, Ressam Shannon Novak "Relative Major and Minor Triads" adını verdigi, Avusturalya'da açtığı sergide; Cymascope aletini kullanarak yeni bir araştırma gercekleştirdi. Piyano tuşlarını her vurulan saniyede fotoğraflıyor ve her bir tuş ayrı güzellikte küresel görüntüler veriyor. Bu görüntüleri video kamerayla birleştirdiğinde her bir notanın nasıl geometrik şekillerle başkalaşıp yeni bir görüntü formuna geçiş yaptığını görüntülüyor.

Sanatçı Novak Cymascope cihazının piyano tuşlarının çıkardığı ses görüntülerinden elde ettigi görüntülerden ilham alarak her bir notayı ve birbirleriyle etkileşimlerini tuvale geçirdi. 12 resimlik bir çalışma meydana getirdi. Her bir notanın görüntüsünün kendine ait tek ve mükemmel görüntüler verdiğini kanıtladı ki bu farklılıklar, kulaklarımızın bile kolay ayırdedemeyeceği farklar... Notaların birbirlerine geçiş armonileri her seferinde farklılık gösteriyor, tahmin edilen birbirini izlemiyor. Fotoğraf makinesi ile görüntülediğimizde küresel bir form içinde, geometrik ses görüntüleri ortaya çıkıyor. Herbir "bubble" saatte 700 mil yapıyor, görüntüleri her bir saniyeye böldüğümüzde her bir görüntünün matamatiksel formülleri olduğunu görüyoruz. Matematiksel formüleri olanltıgen, sekizgen, ongen, 12 yüzlü gibi çok köşeli geometrik şekiller meydana cıkıyor. Ortaya çıkan her bir şeklin ses oktavı olarak matematiksel formülü var. Aslında her çıkan görüntü kendine özgü bir sanat eseri gibi... Matematiksel ve açıklanamaz güzellikte...


26 Eylül 2012 Çarşamba

Korkuyu yok etmek artık mümkün

NTV BİLİM

Bilim insanları, zihinde yeni oluşmuş korku gibi duyguları hafızadan silmenin mümkün olduğunu keşfederek, hafıza ve korku araştırmalarında çığır açabilecek bir adım attı. 

İsveç’teki Uppsala Üniversitesi’nden Thomas Ågren tarafından yürütülen araştırmada, yeni oluşan duygusal anıları beyinden silmenin mümkün olduğu ortaya çıktı. Psikolog Ågren’in, meslektaşları profesörler Mats Fredrikson ve Tomas Furmark ile yürüttüğü çalışmada, araştırma konularını şöyle özetledi:
Öğrenilen bilgiler, protein oluşumuyla gerçekleşen pekişme sürecinin yardımıyla uzun süreli belleğe kaydediliyor. İnsanlar öğrendikleri bir şeyi hatırladıklarında, hafızaya kaydedilmiş olan bilgi bir süreliğine istikrarsız hale geliyor, ancak bir başka pekişme süreciyle bilgiler tekrar hafızaya yerleştiriliyor. Başka bir deyişle, insanlar, gerçekte olanı değil, gerçekleştiğini düşündükleri şeyler hakkında akıllarında kalanları hatırlıyor. Dolayısıyla, hatırlama eyleminden sonra tekrar gerçekleşen pekiştirme süreci bozulmasıyla, hatırlanan şeyin içeriğini değiştirmek mümkün olabiliyor.
Science dergisinde yayımlanan araştırmada, gönüllülere normal bir resim gösterdikleri esnada elektrik şoku verildi. Yapılan bu işlemle, gösterilen fotoğraflar, deneklerde duygusal hafızalarına yerleşecek bir korku hissi yarattı. Fotoğraf, hafızaya kaydolan bu korkuyu ortaya çıkarmak için elektrik şoku olmadan tekrar gösterildi. Deney grubuna, resim üst üste gösterilerek pekişme sürecinin tekrarlanmaması sağlanırken, kontrol grubuna ise resim uzun aralıklarla gösterilip yeniden pekişme sürecinin gerçekleşmesine izin verildi.

DENEY GRUBUNDA KORKU ORTADAN KAYBOLDU Deney grubunda, pekişme sürecinin tekrarlanmasına izin verilmeyerek, resimle bağdaştırmış oldukları korku yok edildi. Diğer bir ifadeyle, resim hatırlanmasına rağmen, korku uyandırmaya devam etmedi.
Bunun yanısıra, yapılan manyetik rezonans görüntülemede (MR tarama), beynin duygusal hafızayı kontrol eden kısmı olan amigdala tarandı ve korkunun tamamen ortadan kaybolmuş olduğu görüldü.
Ågren, “Bu araştırmadan alınan sonuçlar, hafıza ve korku üzerine yapılan araştırmalarda bir dönüm noktası olabilir. Bulgular, en nihayetinde, aksiyete sorunları, travma sonrası stres bozukluğu ve panik atak gibi problemlere sahip milyonlarca insan için gelişmiş tedavi teknikleri üretilmesini sağlayabilir” açıklamasını yaptı. 

NTV BILIM HABERLERINDEN ALINMISTIR.